"Mutluluk sorunsuz bir yaşam değil,
onlarla başa çıkabilme yeteneği demektir."


-James Robert Brown

 
  • Değerli hocam Bengü hanım ne mutlu ve iyi ki yolumuz sizinle kesişti güleryüzünüz dost canlısı sohbetiniz güzel yüreğiniz yardımlarınız için sonsuz teşekkürler hep beraber nice mutlu sağlıklı yıllarımız olsun...??
    E. M
    Danışan
  • Bundan yaklaşık 45 gün önce tanıştığımız sevgili doktorumuz Bengü Kayatürk ile başlayan tedavimizde katettiğimiz yol için söyleyebileceğimiz tanım ''Dünya yaşanılacak bir cennetmiş'' 17 Yaşındaki kızım için girdiğimiz bu yolda doktorumuz sayesinde artık evde daha rahat, daha değerli ve kaliteli günler geçirebiliyoruz. Baş edemeyeceğimizi düşündüğüm hatta ''eyvah'' diyerek umutsuz bir şekilde kliniğe geldiğimiz doktorumuzla yaptığımız ve halen yapmakta olduğumuz görüşmeler ve de tıbbi destekle kısa sürede çok yol aldığımızı sevinerek belirtmek istiyorum bir anne olarak. Klinik dışında da ihtiyaç duyduğumuz her anımızda telefon ile yanımızda olan ilgisine tecrübelerine, nazikliğine ve de en önemlisi doğru tanısına hayran olduğumuz sevgili doktorumuza sonsuz teşekkürlerimizi borç biliriz. İyi ki yolumuz sizinle kesişti. Saygılarımla
    A. Nur
    Danışan
  • Bengü hanım ile oğlum 2 yaşındayken tanıştım oğlum telefon televizyon gibi elektronik aletlere çok düşkündü ve konuşmuyordu doktor hanım sayesinde farkındalık kazandım oğlumla kaliteli vakit geçirmeyi öğrendim 3 ay sonunda oğlum konuşmaya başladı şimdi iletişimi çok iyi mutlu huzurlu bir çocuk ben de sayesinde çok mutlu bir anneyim iyi ki varsiniz bengü hanım herşey icin çok tesekkurler
    C. Yıldız
    Danışan

Makaleler

law home icon 05

AYRILIK ANKSİYETESİ

Çocuklarda çok sıklıkla görülen bir durumdur. Günümüz de çekirdek aile olarak yaşamak ve aile tutumlarında daha koruyucu kollayıcı olmak da bu durumun sıklığını arttırmış olabilir. Zaman zaman bakım verenden ayrılmak kaygı yaratabilir. Fakat bizim üstünde duracağımız durum zaman zaman değil en az 4 hafta süreyle çocuğun bakım verenden ayrıldığında yaşına ve biliş düzeyine göre beklenenden daha yoğun bir tepki göstermesidir.

Peki neden her çocukta bu durum ortaya çıkmaz? Çünkü, belli faktörler çocuğun stresi tolere etme becerilerini olumsuz etkilemektedir. Çocuğun anne ile kurduğu ilişki çok önemlidir. Bu ilişki ne kadar çocuğun kendine güvenini, bireyselliğini destekleyici olursa çocuğun bu tip ayrılıklara tepkisi daha normal olacaktır. Okul döneminde okula başlama, okulda başarısız olma, arkadaşlarından zarar görme, öğretmen tutumlarındaki sıkıntılar da bu dönemde bu kaygıları tetikleyebilir.Bunun yanında yeni bir kardeş olması, yakın birinin kaybı, uzun süreli anne babadan ayrı kalma da bu problemin gelişiminde rol oynayabilir.

Klinik olarak bu çocuklarda, evden ya da bakım verenden ayrıldığında yada böyle bir ayrılık beklendiğinde tekrarlayıcı biçimde aşırı sıkıntı, huzursuzluk, mutsuzluk hali, bununla birlikte eşlik eden fiziksel belirtler (karın ağrısı veya vücutta ağrılar, bulantı, kusma, iştahsızlık gibi) görülebilir. Çocuk bu konuyla ilgili kabuslar görme, uykudan uyanma ve anne baba yanına gitme, tek başına uyumayı reddetme, bakım verene daha yapışık davranışlar sergileyebilir.

Bu durumda çocuk bakım verenden ayrıldığında onların başına kötü şeyler geleceğini, kendisini unutabileceklerini düşünebilir.Bu kaygılı durumdan kurtulmak içinde çeşitli kaçınma davranışları sergileyebilir. Odasında uyumama, okula gitmek istememe, arkadaşlarıyla vakit geçirmeme gibi işlevsellik bozuklukları oluşabilir.

Ayrılma anksiyetesi daha çok çocukluk çağında görülsede ergenlerde de bu durum yaşamsal zorlanmalarda ortaya çıkabilir. Aynı zamanda okul çağı döneminde ortaya çıkan ayrılma anksiyetesinde eşlik edebilecek konuşma sorunları, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, öğrenme bozukluğu da akılda tutulmalıdır.

Çocuklarımızda ısrarcı, bizim desteğimizle düzelmeyen bu tip şikayetler oluştuğunda mutlaka bir uzman desteği gereklidir. Çünkü küçük yaşlarda başlayan dirençli bu tip durumlar, gelecekte farklı psikiyatrik sorunlara neden olabilir.

Çocuğun işlevselliği bozulduğu için öncelikli olarak tedavide çocuklu kaygı, korku nedir ve bununla nasıl baş edilir bunları çalışmak önemlidir. Çocukla yapılan bu çalışmaların günlük yaşantıda kullanımında anne babaya iş düşmektedir. Çünkü aile tutumları çok sert, suçlayıcı ya da ilgisiz, şımarıklık gibi algılandığında bu çocuğu daha da zorlayacaktır. Baş etme yöntemleriye birlikte özellikle fiziksel belirtiler, uyku sorunları eşlik ediyor ise ilaç tedaviside değerlendirilmelidir.

Unutmayalım ki çocuklarda da psikiyatrik sorunlar görülebilir ve bazen aile olarak bu durumu desteklemek yeterli olmayabilir.Çocuğumuzla bu durumu konuşarak, onu anladığımızı belirterek destek alma konusunda onu bilgilendirmekte fayda vardır.

law home icon 05

ÇOCUK ERGEN RUH SAĞLIĞI VE HASTALIKLARI

Çocuk Psikiyatrisi dünyada 1930’larda ve ülkemizde 1955’lerde adından söz ettirmeye başlamıştır. Ülkemizde Prof. Dr. İhsan Şükrü Aksel’in girişimiyle ''Çocuk Psikiyatrisi Enstitüsü'' kurulmuştur.1990 yılında ayrı bir uzmanlık dalı olarak kabul edilmiştir.1997 yılında ''Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı'' adı altında anabilim dalı statüsü kazanmıştır.

Çocuk Psikiyatrisi, tıp fakültesi mezunu ve sonrasında 5 yıl uzmanlık eğitimi ile tamamlanan bir tıp doktorluğu branşıdır. '' Çocukluk çağı bilişsel ve duygusal bozuklukların tanı ve tedavisi ve önlenmesinde uzmanlaşmış doktor'' olarak tanımlanmaktadır.

Ruh sağlığı çevresinde psikiyatrist ve psikolog ayrımı ve işlevleri konusunda çeşitli tartışmalar yaşanmakla birlikte günümüzde mesleki sınırlar daha netleşmiş durumdadır. Fakat halen halk arasında psikiyatrist ve psikolog ayrımı ve yaptığı iş konusunda ciddi karmaşalar mevcuttur. '' İlaç yazan doktor psikiyatrist, konuşan doktor psikolog'' gibi genel bir kanı vardır.

Çocuk Ruh Sağlığı va Hastalıkları uzmanları çocukta gelişim süreçleri, bu süreçlerde ortaya çıkan çevresel, fizyolojik, tutumsal sorunları belirleme ve gerekli destekleri verme yetisine sahip kişilerdir. Çocukta bilişsel ve duygusal gelişimin normal ilerlemesi için aile destekleri, çevresel ve sosyal düzenlemeler için aile görüşmeleri ve çocuk ve ergenle görüşmeleri ve uygun olan psikoterapi tekniklerini kullanmaktadır. Bunun yanında gerekli tanılarda çocuğun yaşına uygun ilaç tedavisi uygulamaları da kullanılmaktadır. Psikiyatrik ilaçlar hakkındaki toplumsal olarak bazı yanlış inanışlar çocuklarda ilaç tedavisi başlanmasında sorunlar oluşturabilir. Fakat çocuk psikiyatri uzmanları olarak ailelerin bu konudaki olumsuz düşüncelerinin nedeni konuşulup ve tedavinin gerekliliği, etki ve yan etki durumları açık ve net olarak anlatılmalıdır. Çocukta tespit edilen bilişsel, duygusal gelişimsel sorunlarda durumun fizyolojik olduğu durumları belirleme ve gerekli uzmanlık alanına yönlendirme gibi çok önemli bir durum söz konusudur.

Ülkemizde çocuk psikiyatrisine talep her geçen gün artmaktadır. Bu durum diğer branş hekimlerinin, ailelerin, öğretmenlerin ve hatta çocuk veya gencin kendisinin farkındalığının arttığının bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. Bu uzmanlık alanında uzmanlık veren tıp fakültelerinin sayısı artmış olsa da halen ülkemizde nüfusa yeterli olacak çocuk psikiyatri uzmanı maalesef yoktur.

Çocuk Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları uzmanları
1- FİZYOLOJİK OLMAYAN DİL VE KONUŞMA BOZUKLUKLARI: Yani konuşma organlarının anatomik bozukluğu, işitme sorunu, epilepsi, hidrosefali gibi durumlardan kaynaklanmayan bir dil ve konuşma sorunu ise psikiyatrik değerlendirme, aile öyküsü ve psikometrik değerlendirmeler ile tanı ve tedavi süreci belirlenir.
2- OTİSTİK SPEKTRUM BOZUKLUKLARI (OTİM VE DİĞERLERİ): Çocukta gelişim düzeyine uygun sosyal etkileşim kısıtlı, göz kontağı yetersiz, sözel iletişimde gerilik, ilgisizlik, duygusal sinyalleri almada sorunlar, tekrarlayıcı davranışlar, yaşıt ilişkilerinde sınırlılık vs. gibi belirtiler var ise psikiyatrik değerlendirme yapılmalıdır. Tedavinin düzenlenmesi ve tedavi takibi konuşulmalıdır.
3- DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU: Dikkatsizlik, hareketlilik, dürtüsellik ana belirtileriyle aile, okul ve sosyal yaşamda olumsuz etkiler yaratan bu bozuklukta tanı ve tedavi düzenlemesi çocuk psikiyatristi tarafından yapılmalıdır.
4- ÖZGÜL ÖĞRENME BOZUKLUĞU: Çocukta yaş ve gelişim düzeyine uygun kavramları öğrenme, harfleri ve rakamları öğrenmede sorunlar, yön, zaman gelişiminde problemler var ise psikiyatrik değerlendirme, psikometrik değerlendirme ile tanı konulur ve tedavi düzenlenir ve takibe alınır.
5- DEPRESYON: Çocukta 1 aydan fazla süreyle mutsuzluk, üzgün yüz ifadesi, öfke, davranış değişiklikleri, gerginlik, isteksizlik, yorgunluk gibi belirtiler var ise değerlendirmeler, görüşmeler yapılır. Mutlaka fizyolojik nedenler ekarte edilir. Tanılama ve tedavi takibi yapılır.
6- KAYGI BOZUKLUKLARI: Ayrılık kaygısı, yaygın kaygı bozukluğu, panik bozukluk gibi farklı belirtiler ile karşımıza çıkan bu durumlar çocuklarda da görülmektedir. Ani duygu değişimleri, endişeli hal, korkular, uyku değişiklikleri, okula gitmek istememe, yalnız kalmaktan korkma gibi belirtiler izlenebilir. Mutlaka psikiyatrik değerlendirme yapılmalıdır ve uygun tedavi seçenekleri konuşulmalıdır.
7- TİK BOZUKLULARI: Çocuklarda ani, tekrarlayıcı, ritmik olmayan motor ve/veya vokal kasların istem dışı kasılmasıdır. Bu tip durumlarda tiklerin gelip geçicimi yoksa kronik mi olduğu psikiyatrik değerlendirme ve takiplerle belirlenmektedir. Tedavi seçenekleri aile ve çocukla gözden geçirilebilir. Tedavi edilmediği takdirde sosyal, akademik alanlarda ve kişinin kendilik algısında sorunlara neden olabilir.
8- YEME SORUNLARI: Küçük çocuklarda annelerin özellikle temel sorunlarından biridir. Doğru beslenme alışkanlığı ve bu konuda anne tutumları hakkında psikiyatrik değerlendirmeden sonra destekler verilmektedir. Beslenme ile ilgili sorun başka fizyolojik bir sorun kaynaklı ise gerekli uzmanlara yönlendirmeler yapılmaktadır. Daha ileriki yaşlarda beden algısıyla ilgili kaygıların, aile ve akran çatışmaları vs. gibi nedenlerle genelde 16-20 yaş aralığında ve çoğunlukla kızlarda BULİMİA ve ANOREKSİYA NERVOZA gibi yeme bozuklukları da görülebilir. Kapsamlı tıbbi bir değerlendirme yapıldıktan sonra uygun tedavi ile takibe alınmalıdır.
9- YIKICI DAVRANIŞ BOZUKLUKLARI: Yetişkinlerle tartışma, öfkeli olma, arkadaş ilişkilerinde sorunlar, toplum kurallarına uymada sıkıntılar, bilerek insan veya hayvanlara zarar vermek, hırsızlık, yalan söylemek gibi birçok belirtisi bulunan davranım sorunları doğru tanı ve tedavi desteği almadığında aile, sosyal ve akademik ortamda belirgin problemler yaşanacaktır.
10- UYKU BOZUKLUKLARI: Özellikle gelişimsel gerilik sorunu olan çocuklarda uykuya dalma ve sürdürme, uyku süresinin yetersiz olması konusunda tedaviler düzenlenir. Normal uyku ritim bozuklukları, kabus bozukluğu, gece terörü, diş gıcırdatma ve uykuda gezme gibi durumlarda psikiyatrik ve gerekirse fizyolojik olarak değerlendirilip uygun tedavi belirlenir.
11-ZEKA GERİLİKLERİ: Zeka geriliklerinin bir çok nedeni vardır. Zeka gerilikleri, öğrenme, duygulanım davranışları organize etme, dikkat gibi alanlarda sorunlar yaşanmasına neden olur. Zeka geriliğini tedavi etmiyoruz. Bu sorun nedeniyle oluşan problemler için gerekli tedavileri uyguluyoruz.
12-OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUK: Çocukta normal düzenlilik, kontroller, sıralı yapılan eylemler olabilir. Bunlar günlük yaşam akışını olumsuz etkilemez. Ne zaman ki bu rutinler zorunlu yapılmaya ve yapılmadığında endişe, korku, heyecan gibi duygulanımlar yaratır ve bunlardan kurtulmak için tekrarlayıcı takıntılı davranışları daha sık yapma ihtiyacı doğarsa bu durum bir TAKINTI BOZUKLUĞU olarak değerlendirilebilir. Bu durumda çocuk psikiyatrisinden destek almak tanı ve tedavi için önemlidir. Özellikle erken başlayan bu tip durumlar erken tanı konulup tedavi edilmez ise yetişkinlik döneminde daha belirgin sorunlara yol açacaktır.
13- ERGENLİK DÖNEMİ SORUNLARI: Ergenlik gelişim sürecinde normal bir dönemdir. Fakat bazen bu dönemde yaşanan yoğun kaygı, yaşam şartlarının getirdiği gelecek kaygıları, arkadaş çevresiyle ilgili sorunlar, aile ile iletişimde sorunlar, madde kullanım problemleri gibi ailenin ve ergenin baş etmekte zorlandığı durumlarda destekleyici tedaviler faydalı olmaktadır.
14- SINAV KAYGISI: Aslında kaygı bozukluklarında bu konuda belirtilmektedir fakat yine değişen eğitim ve sınav sistemi çocuklarda ve ailelerde ciddi sorunlar oluşturabilmektedir. Bu konuda da destekleyici ve kaygı ile baş etme ve gerekirse ilaç tedavileri uygulanmaktadır.

Daha birçok psikiyatrik durum değerlendirmesi yapılmakla birlikte ana, daha belirgin olanları yukarda belirtmek istedim. Aynı zamanda normal gelişim sürecinde çocukların tuvalet alışkanlığı, uyku alışkanlığı, yeme alışkanlığı, anne baba boşanma durumları, kardeş olması ve kardeş kıskançlığı gibi birçok durumda psikiyatrik bozukluk düzeyinde belirtiler ile bir bozukluk olmasa da sadece baş etme de sorun yaşayan aileler ve çocuklar için görüşmeler ve bunlara yönelik danışmanlıklar verilmektedir.

law home icon 05

ÇOCUKLUK VE ERGENLİKTE BİPOLAR BOZUKLUK

Mani ve depresyon dönemlerinden oluşan, genellikle erişkin dönemde tanı konulan, fakat hastaların yaklaşık %50-60’ında şikâyetlerin ergenlik döneminde başladığı tespit edilen bir psikiyatrik bozukluktur. Çocukluk ve ergenlik döneminde belirtilerin atlanmasında ki temel neden, belirtiler yaş dönemleri değişken davranışlarıyla örtüştüğü için gözden kaçabilmektedir. Erişkin dönem bipolar bozukluk belirtileri çocuklarda normal yaş dönemi davranışları olarak değerlendirilebilir.

Bipolar bozukluk, her yaşta başlama olasılığına rağmen, sıklıkla genç erişkinlikte 15-35 yaş arasında ortaya çıkar. Ortalama başlangıç yaşı erkeklerde 18, kadınlarda 20 yaş civarındadır. Bipolar kişilerin yarısı ilk bipolar hastalık dönemini 20 yaşından önce yaşar. Ve genelde ilk atak depresyon atağı olur ve bu durumda bipolar tanısını geciktiren bir durumdur. Çocukluk ve ileri yaşta başlaması daha seyrektir. Toplumda yaşam boyu görülme sıklığı yaklaşık %1-2 oranındadır.

Çocukluk veya ergenlik döneminde başlayan bipolar bozukluk kişinin işlevselliğini belirgin oranda bozmaktadır. Erken başlangıç, hastalığın gidişatı için kötü bir kriterdir. Zamanında tanı konulup tedavi edilmediği takdirde erişkin döneminde de ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Ailesinde bipolar bozukluk olan çocuklarda bozukluk daha erken yaşlarda görülebilir. Bipolar bozukluğun nedenine dair uzun yıllardır yapılan araştırma sonuçları, bu bozukluğa ailenin bazı bireylerinde görülmeyip bazı bireylerinde bipolar bozukluğu ortaya çıkaran genetik bir yatkınlığın neden olduğunu göstermiştir. Bu yatkınlığın düşünce, davranışlar ve duyguları düzenleyen beynin frontal korteks, limbik sistem bölgelerinde dopamin, noradrenalin, serotonin ve glutamat isimli ileti sisteminde görev alan monaaminlerin çalışmasında değişiklik yaratır.

Çocuk ve genç ergenlerde bipolar bozukluk erişkinlerdekinden farklı görünür. Bipolar bozukluk hem çocuklarda hem ergenlerde görülebilmektedir. Ancak erişkinlerdekinin tersine, çocuklar ve genç ergenler çoğu zaman manik ve depresif ataklar arasında, bir gün içinde birçok kez çok hızlı duygu durum dalgalanmaları yaşamaktadırlar. Bu hızlı döngü davranış sorunları gibi algılanabilir. Mani erişkin dönemdeki gibi aşırı mutlu, güvenli olmak vs. değil de, aşırı gergin ve yıkıcı öfke nöbetleri dönemi şeklinde görülmektedir. Bipolar bozukluğu olan çocuklarda depresyon, çok sayıda bedensel şikâyetler, okul isteksizliği, uyku ve iştah değişimleri, evden ve okuldan kaçma girişimleri, iritabilite, yakınma, nedensiz ağlama, sosyal etkileşimde azalma ve reddedilme veya başarısızlığa karşı aşırı tahammülsüzlük şeklinde görülmektedir.

Çocukluk ve ergenlik çağında bipolar bozukluk mani belirtileri;
- Enerjide artma,
- Dikkat dağınıklığı, odaklanma ve konuyu sürdürmede zorlanma,
- Hızlı konuşma ve arasına girememe,
- Olaylara aşırı tepki, ani ve kontrol edilemeyen öfke patlamaları,
- Kendini çok güçlü, yenilmez hissetme,
- Konuşurken daldan dala atlama,
- Uyku ve iştahta azalma,
- Aşırı mutlu görünme, enerjik hissetme
Ergenlerde ise:

Bipolar bozukluğu olan gençlerde karışık semptomlar da yaygındır. Daha büyük yaş grubunda erişin tipine yakın bulgular görülmektedir. Ergenlikte de aşırı enerji, kendini güçlü hissetme vs. ile aşırı cinsel eğilimler, madde, alkol kötüye kullanımı, sosyal çevrede suça meyil gibi durumlarda eşlik edebilir. İntihar düşüncesi yoğun izlenebilir. Travmatik olaylar bipolar bozukluğun başlamasını tetikleyebilir. Bir bağımlılığı veya intihar düşünceleri olan çocuklar ve ergenler her zaman ciddiye alınmalı ve duygu durum bozukluğu açısından değerlendirilmelidir. Uygun tedaviyle intihar düşüncelerinin ve diğer sorunların üstesinden gelmek mümkündür.

Çocuk ve ergenlerde bipolar bozukluk tedavisi: Bipolar bozukluğu olan çocukların ve ergenlerin erken tanı ve tedavi almaları ve büyüdükçe semptomlarını nasıl kontrol altına alabileceklerini öğrenmeleri çok önemlidir. İlaç tedavileri duygu durumun kontrol edilmesine yardımcı olmaktadır ve psikoterapi desteği işe yaramaktadır. Çocuk ve ergenlerde de dikkatli ve düzenli tedavi önemlidir. Hastalık, tedavi ve süreci kişi ve aile ile konuşulmalı ve mutlaka işbirliği sağlanmalıdır.

law home icon 05

ÇOCUKLARDA DİL VE KONUŞMA BOZUKLUKLARI

Çocuk başkasının söylediği sözel ifadeleri anlamıyor ise bu durum ALICI (reseptif) DİL BOZUKLUĞU, kendi duygu ve düşüncelerini sözel olarak ifade etmekte sorun var ise de İFADE EDİCİ (expressif) DİL BOZUKLUĞU olarak adlandırılır.

Çocuk kendi duygu ve düşüncelerini anlatırken sesleri doğru çıkarma ve akıcı kullanma konusunda sorun yaşıyorsa bu durum KONUŞMA BOZUKLUĞU olarak adlandırılır.

Çocuklarda işitme sistemi anne karnında gelişmektedir ve çocuk dışardan gelen sesli uyaranları algılamaya başlamaktadır. Çocuk doğumda ağlar ve sonraki ilk aylarda olumlu duyguları için gülümseme, agulama sesleri çıkarırken, olumsuz duyguları için çeşitli şiddet ve tonlarda ağlamaktadır.

Çocukta gelişim süreçleri vardır. Bilinen ve beklenen dönemlerde yürüme, konuşma, tuvaletini öğrenme becerilerinin gelişimi gibi. Fakat her çocukta bu gelişim süreçleri aynı olmayabilir. Önemli olan bu durumlar geçici mi yoksa bir gerilik mi onu iyi takip etmek gerekmektedir. Çünkü bazı çocuklarda ortaya çıkan bu gecikmeler çok hızlı bir şekilde kaybolmaktadır. Anne baba çocuğun gelişimini diğer yaşıtlarıyla karşılaştırarak gözlemler yapmaktadır. Eğer bu gelişim alanları düzelme yerine halen geri devam ediyorsa çevreden gelen
-amcası, dayısı, babası da geç konuştu,
-daha küçük, konuşur,
-erkek çocuk geç konuşur vs. gibi uyarıları dikkate almamanızı vurgulamak isterim.
ÇOCUĞUN AYLARA GÖRE DİL GELİŞİMİ
6 ay: Ağlayarak başladığı hayata agulamalar ile devam eden çocuk 6 aya doğru ritmik tonlamalı agulamaya devam eder.
12 ay: 1-2 kelime söylemeye başlar, basit yönergeleri alır.
18-24 ay: 2 kelimelik cümleler kurar, bay bay, selam verme eylemlerini gerçekleştirir. Hayvan seslerini taklit eder. Hayır, kelimesini anlar.
2-3 yaş: Kendi ismini söyler, bunu daha öncede öğrenebilir. Ben kavramını öğrenir. Baba geldi, abi gitti gibi yüklemli cümleler kurar. Vücut parçalarını bilir. Kavramları öğrenmeye başlar.
3-4 yaş: Ardışık 4-5 kelimeli cümle kurar. Hikaye anlatabilir. Kelime sayısı belirgin olarak artmıştır. Adını, soyadını ve hatta adresini söyleyebilir.
4-5 yaş: Daha uzun cümleler kurar. Kelime dağarcığı 1500 civarına çıkmıştır. Renkler, sayılar, şekiller gibi kavramlar gelişir. Neden, niçin gibi sorular sorar.
5-6 yaş: Artık uzun cümleler kurmaya başlar. Kelime sayısı 1500 üstündedir. Sağ, sol elini ve sağını solunu öğrenmiştir. Rakamlar, renkler, haftanın günleri, mevsimler vs. gelişmiştir.
Yukarda belirtilen durumlar çocuğun normal süreçte dil ve konuşma gelişiminin nasıl olacağını göstermektedir.

Dünyada yapılan çalışmalarda okul öncesi ve okul çağı çocukların %10 gibi bir oranında dil ve konuşma sorunları olduğu tespit edilmiştir. Aslında oran yüksek ve dikkat edilmesi gereken bir durumdur.

DİL VE KONUŞMA BOZUKLARI NEDENLERİ NELER OLABİLİR?
1- Öncelikli olarak konuşma organlarında ki fizyolojik, gelişimsel sorunlar gözden geçirilmelidir (yarık damak, tavşan dudak vs. gibi),
2- İşitme kaybı (doğumsal ya da doğum sonrası bir nedenle gelişebilir),
3- Nörolojik nedenler (epilepsi, cerabral palsy, hidrosefali vs.),
4- Otistik Spektrum Bozuklukları ( otizm, yaygın gelişimsel bozukluk),
5- Zeka geriliği,
6- Seçici Konuşmazlık (selektif mutizm),
7- Genetik ( ailede geç konuma, dil veya konuşma bozukluğu öyküsü olması) konuşma ve dil bozukluklarının nedenleri olarak sayılabilir.

Çocuğumuzda yukarda belirtilen sorunlardan herhangi birini tespit ettiğimizde öncelikli olarak Çocuk doktorumuza başvurmamız, gerekirse genel bir tıbbi değerlendirme yapılması uygundur. İşitme ya da fizyolojik sorunlar için Kulak Burun Boğaz uzmanı görüşmek ve işitme testi yapılması uygun olacaktır. Herhangi fizyolojik ve genel gelişim ile ilgili sorun yok ise Çocuk Psikiyatri uzmanı ile bu durumun değerlendirilmesi için görüşmek uygun olacaktır.

Çocuğa Dil ve Konuşma bozukluklarından herhangi bir tanı konulur ise bununla ilgili konuşma eğitimi alınması gerekmektedir. Eşlik eden psikiyatrik bir tanıda var ise hem özel eğitim hem de konuşma eğitimi alınması gereklidir.

Konuşma ve dil sorunları için gerekli tedavi ve destek alınmadığı takdirde çocukta sosyal beceri gelişimi, özgüven gelişimi, öğrenme becerileri gibi alanlarda belirgin sorunlar gelişebileceği de akılda tutulmalıdır.

law home icon 05

ÇOCUKLARDA YEME SORUNLARI ve BOZUKLUKLARI

Beslenme çocukta anneyi emmekle başlayan bir durumdur. Bu beslenmek dışında anne ile kurulan bağın da göstergesidir. Emme döneminde çocukla kurulan sıcak temas, tensel etkileşim çocuğun beslenmesi ile oluşan fiziksel gelişimi kadar psikolojik gelişimi için de önem taşımaktadır. Annenin bebekten aldığı sinyalleri iyi okuması önemlidir. Beslenme esnasında aceleci olmama, doyduğu halde ısrarcı olmama gibi.

Genelde aile çocuğun memeden kesilme döneminde yaşanan sorunlar ya da sonrasında yemek yemede ki sorunları için başvurmaktadır. Memeden kesme olayında annelerin dikkat etmesi gerek bazı durumlar vardır. Çocuk memeyi bırakmak istemeyebilir. Şöyle ki artık anne sütü yetersiz ve çocuk doymuyorsa, annenin emzirmesine engel bir durum varsa ise başlaması gerekiyorsa, en önemlisi çocuğun artık memeden kesilme dönemi geldiyse bu konuda annelere iş düşmektedir. Anne sütü ile beslenme bazı otörler tarafından 24 ay diye belirtilmektedir. Şartlar uygun ise 12 aydan sonra ek gıdalarla bu devam edebilir. Fakat şartlar uygun değilse memeden kesme söz konusudur.

Memeden kesmede birden memeyi bıraktırmak çok mümkün olmayabilir. Bu nedenle meme uf oldu gibi söylemler, ya da memeye acı, tadı kötü şeyler sürerek memeden kesmeye çalışmak doğru değildir. Memeden aşamalı olarak kesmek en uygun yoldur. Emme sıklığını ve süresini kısaltarak başlamak uygun olacaktır. Özellikle gece emzirmelerini en son aşamada kesmek, her istediğinde memeyi vermemek, dikkatini dağıtmak, beslenme de babaya da görevler vermek, emme yerini sabitlemek, her yerde her şekilde emzirme eyleminden vazgeçmek uygun yollardır.

Ek gıdalara geçildikten sonra aile çocuğum yemiyor diye gelebilir. Yeme ile ilgili fizyolojik bir sorun varsa yutma bölgesinde sorunlar, mide bağırsak sorunları bunlar emzirme döneminde ortaya çıkmış durumlardır ve gerekli müdahaleler yapılmalıdır. Böyle bir tıbbi sorun yokken çocuk gıdalara tepki gösteriyorsa tutumsal olarak sorunlar olabilir.

Çocuk beslenmeye tepki gösterebilir. Bu onun bireyselleşme çabası olabilir. Ya da beslenmeyi size bir takım isteklerini yaptırmak için kullanmayı öğrenmiş olabilir. Bu durumları inatlaşma olarak algılayıp direnç göstermek çözüm olmayacaktır. Unutmayalım ki gelişim sürecinde çocuklarda birçok alanda davranış değişiklikleri olabilir. Bazı tatları sevme, bazı tatları sevmeme ayrıntıları oluşabilir ve gelişim sürecinde büyüme oranına göre aldıkları gıda miktarlarında artma azalma olabilir.

Öncelikli olarak çocuğumuzun bireyselleşmesine izin vermeyi kendimize öğretmeliyiz. Yemek yeme ile ilgili net tutumları belirleyip ev içinde var olan tüm büyükler olarak duruma aynı mesafede durmakta fayda vardır.

DİKKAT EDİLECEK NOKTALAR:
- Yemek saatlerini belirlemek,
- Çocuğun tabağına yiyeceği kadar yemek koymak, hatta kendi alabilecek yaşta ise kendisinin almasına izin vermek,
- Yemek yerken bazı kurallar koymak, masada herkesle oturarak yeme, ağızda lokma varken konuşmama, televizyon açmama gibi. Çünkü elimizde kaşık peşinden koşarak beslemek doğru bir yöntem değildir.
- Ara öğünlerde tıkayıcı iştah kesici abur cuburlardan kaçınmak, özellikle süt vermek doğru bir yöntem değildir,
- Beslenmede örnek teşkil etmek, uygun davranışları görerek öğrenmelerinin daha kolay olduğunu vurgulamak isterim,
- Bunu yersen şunu alırım gibi rüşvet anlaşmalarından uzak durmak,
- Yemek alışverişinde çocuğunuza da söz hakkı verin, nasıl sağlıklı gıda alışverişi yapılır öğretin,
- Yemek hazırlama sürecinde çocuğunuza sorumluluklar vermek sofraya oturmayı keyifli hale getirebilir,
- Çocuğunuz kendi çatal, kaşığını kendisi kullanmalı, dökerek de olsa o bireyselliği desteklemekte olumlu bir tutum olacaktır.

Bunlara rağmen çocukta yeme sorunu devam ediyor ve fiziksel gelişimini engelleyecek düzeyde sorun oluyorsa, gerekli tıbbi incelemeler yapılabilir. Eğer tıbbi bir sorun yok ise çocuğun yemeğe karşı direnci psikolojik açıdan bir uzman tarafından değerlendirilmelidir.

En belirgin yeme bozuklukları olan BULİMİA ve ANOREKSİYA NERVOZA genelde 16-20 yaş aralığında ve kız çocuklarında daha sık görülse de bazı yayınlarda daha küçük yaşlarda da tanı konulduğu bilinmelidir. Bu bozuklukların gelişiminde de sosyokültürel, sosyoekonomik durumlar, aile tutumları, genetik yatkınlıklar, altta yatan başka psikiyatrik sebepler rol oynayabilir.

ANOREKSİYA NERVOZA:
- Kişi ne kadar zayıf olsa da kendini obez hisseder,
- Kilo almaktan çok korkar,
- Gerekli vücut ağırlığını koruyamaz, ağırlık beklenen ağırlıktan %15 eksik düzeydedir,
- Hastanın kilo kaybını açıklayacak herhangi bir malabsorbsiyon, diyabet, guatr, ilaç kullanımı, malignite vs. yoktur.
BULİMİA:
- Kişinin bir obezite öyküsü olabilir ve kilo almaktan aşırı bir korku,
- Gün içinde yemek yeme eylemi ile ilgili çok uğraşılar olur,
- Tıkanırcasına yeme,
- Yedikten sonra suçluluk, pişmanlık sonrasında kendini kusturma, laksatif kullanımı gibi durumlar izlenebilir.

Her iki durumda da tıbbi değerlendirmeler yapılmalıdır. Bu iki yeme bozukluğunda belirtiler zaman zaman iç içe geçebilir. Laboratuvar sonuçlarında kansızlık, kan hücrelerinde azalma, elektrolit denge bozuklukları gibi sonuçlar görülür.

YEME BOZUKLUKLARINDA SOMATİK BELİRTİLER:
- Menstrüasyon kesilmesi,
- Cilt altı yağlanmada azalma,
- Metabolizma sorunları, kabızlık, kanama vs.
- El ve ayaklarda solukluk ve soğukluk,
- Cilt renginde değişimler,
- Bulimiklerde kusmaya bağlı yemek borusunda tahrişler, dişlerde bozulmalar gibi belirtiler izlenmektedir.

Bu yeme bozukluklarında genelde genç kendisi yardım aramaz, çünkü yaptığı şeyin doğru olduğu inancı baskındır. Yeme bozukluğu sinsi başlayabilir ani kilo kaybı, günlük yaşantıda değişim, işlevsellikte bozukluklar ve fiziksel enerjide değişimler olmadığı için ailelerde fark edemeyebilir.

Yeme bozukluklarında iyi bir tıbbi değerlendirme, yaşamsal durumları öncelikle düzenleme ve aile ergen işbirliğini sağlayarak çeşitli terapi yöntemleri uygulanmaktadır. Gerekli durumlarda ilaç tedavisi de kullanılmaktadır.

law home icon 05

ÇOCUKLUK ÇAĞI DEPRESYONU

Adını duyunca bile çocuklara yakıştıramadığımız bir psikiyatrik durum DEPRESYON. Yetişkinlik döneminde belli özellikleriyle çok net anlaşılabilirken çocuklarda durum biraz daha farklı görülmektedir. Küçücük bedenler için kocaman bir durum. Klinik tecrübelerime göre günümüz aile yapısı, yaşamsal durumlar, eğitim sistemi düzensizlikleri, sosyal yaşam içindeki güvensizlikler, toplumdaki hızlı değişen siyasi, kültürel ekonomik dalgalanmalar, medya yoluyla maruz kalınan olumsuz durumlar, aile içi şiddet vs. gibi olaylar çocukları sandığımızdan daha fazla etkilemektedir.

DEPRESYONDA RİSK FAKTÖRLERİ
- Anne baba tutumları, olumsuz, eleştirici, aşırı katı tutumlar,
- Anne baba ayrılığı,
- Anne baba kaybı,
- Aile içi şiddet,
- Okula başlama, okul içi olumsuz davranışlara maruz kalma,
- Sevilen bir yakının kaybı,
- Kardeş olması,
- Anne ya da baba da psikiyatrik bozukluk öyküsü,
- Ciddi bir hastalık öyküsü,
- Taşınma, yer değişiklikleri,
- Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, davranış bozukluğu, tik bozuklukları, konuşma sorunları gibi psikiyatrik sorunlarda çocukta depresyon gelişme riskini arttırmaktadır.
DEPRESYON BELİRTİLERİ

Depresyon belirtileri çocuklarda yetişkinlere göre farklılık göstermektedir. Yetişkinler durumlarını kendileri fark edebildikleri için sorun daha hızlı anlaşılmaktadır. Fakat çocuklarda duygulanım ve davranışlarda ki değişiklik çevresindeki büyükler tarafından fark edileceği için yardım arayışı da gecikebilmektedir. Aşağıda belirtilen bulgulardan birkaçı çocuğunuz yada öğrencinizde var ve 1 aydan fazladır devam ediyorsa mutlaka bir uzmana başvurmanızda fayda vardır.

Özellikle bebeklik döneminde bakım verenin ayrılığı sonucu çocukta ilgisizlik, aşırı ağlama, huzursuzluk, uyku sorunları görülebilir. Eğer bakım veren (anne) kısa sürede dönerse problem olmaz fakat bu durum uzun sürerse kalıcı bir duygu durum bozukluğu oluşabilir.

OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE:
- Huzursuzluk,
- Hırçınlık,
- Korkular,
- Mutsuz yüz ifadesi,
- Halüsinasyonlar,
- Yaşıtlarıyla oynamayı reddetme,
- Oyuncaklara ve yaşıtlarına zarar verme,
- Büyüklere öfkeli davranma,
- Kazanılmış beceri olan tuvalet alışkanlığında gerilemeler, alt ıslatma, kaka kaçırma gibi,
- Mutsuzluk,
- Çabuk sıkılma,
- İsteksizlik,
- Uyku ve yeme alışkanlıklarında değişiklik, kilo kaybı olmasa da yaşına uygun kilo boy gelişiminde sorun olabilir,
- Bazı fiziksel belirtiler baş ağrısı, karın ağrısı gibi eşlik edebilir.

Okul öncesi dönemde genelde bilgi aileden alınır. Okul çağı çocuklarda ve ergenlerde kendileriyle duygu durumları ve bu durumda ki olumsuz düşünceleri konuşulabilir. Depresyonda intihar düşüncesi mutlaka sorgulanmalıdır. İntihar düşüncesi yaşla artsa da çocuklarda olacağı ihtimali göz ardı edilmemelidir.

OKUL ÇAĞI ÇOCUKLARDA (yukardakilere ek olarak)
- Okula gitmek istememe,
- Başarısız olma kaygısı,
- Sevilmediğini düşünme,
- Okul performansında düşüş,
- İçine kapanma,
- Kendini beğenmeme,
- Konsantrasyon sorunları,
- İntihar düşünceleri görülebilir.
Tabii ki ergenlikte de depresyon vardır. Ve yetişkin depresyon bulgularına benzer bulgular görülmektedir.

Bu bulguları siz fark ettiniz ya da çocuğunuz size mutsuz, isteksiz olduğunu söylüyor ise geçer diye beklemek doğru yol değildir. Bu belirtilerden bazıları bir olay sonucunda oldu ve kısa sürede geçtiyse sorun yoktur. Ama başladı ve artarak çocuğun günlük yaşantısını bozarak devam ediyorsa lütfen dikkatli olun.

TEDAVİ

Depresyon tanısını için iyi bir öykü almak önemlidir. Risk faktörleri var mı, tetikleyici bir olay var mı, ailenin duruma yaklaşımını öğrenmek çok önemlidir. Fiziksel belirtiler var ise ve kilo alışı vs. bozuk ise bu anlamda gerekli laboratuvar incelemelerini ve gerekli konsültasyonları istemek uygun olacaktır.

Tedavide öncelikli olarak aileyi bilgilendirmek ve onların iş birliğini sağlamak şarttır. Çocuğa yaşadığı durumu anlayacağı bir dilde anlatmak ve yapılacakları onunla da konuşmak ve uyumu arttırmak önemlidir. Çocukla psikoterapi çalışmaları çocuğun gelişim düzeyine göre ayarlanmalıdır. Ve uygun ilaç tedavisi başlanarak takibe alınmalıdır.

law home icon 05

DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU (DEHB)

Aslında son 15-20 yıldır DEHB farkındalığı her geçen gün artmaktadır. Bilinen yönleri çoğunlukta fakat halen nedeni ve tedavisi konusunda birçok çalışmanın yapıldığı bir bozukluktur. Dünya da bununla ilgili ciddi eğitim sistemleri ve sağlık giderlerini azaltmaya yönelik uygulamalar mevcuttur.

DEHB çoğunlukla çocukluk çağı döneminde başlayıp devam eden bir bozukluktur. Genelde aileler ya kendileri ya da okul döneminde öğretmen yönlendirmesi ile durumu fark etmekteler. En büyük yanılgı da çok hareketli bir çocuk çünkü çok zeki gibi bir düşüncedir. DEHB belirtileri bir zeka göstergesi değildir.

Aile veya okul gözleminde:
- Çok hareketli,
- Hiç oturmuyor,
- Sürekli yüksek sesle konuşuyor,
- Hep sıkılıyor,
- Derste oturmuyor,
- Sürekli tuvalete gidiyor,
- Kendi gibi arkadaşlar seçiyor,
- Arkadaşlarına, kendine zarar veriyor gibi yakınmalar ile başvururlar.
DEHB olan çocuklar için aile veya öğretmen:
- Ama istediği zaman her şeyi yapıyor,
- Bilgisayarda çok güzel oturuyor,
- Aslında çok zeki ama kullanmıyor gibi gözlemlerini de belirtirler ve durumun DEHB ile ilgili olmadığını savunabilirler.
DEHB:
- Dikkat eksikliği,
- Hareketlilik,
- İmpulsivite (dürtüsellik) temel bulgulardır. Tabi ki bunların çocukta görülme şekilleri farklı olacaktır.

Dersin başına oturmada zorlanma, başladığı işleri yarım bırakma, konuşmaların arasına girme, sırasını bekleyememe, unutkanlık, dağınıklık, bilgileri organize etmede zorlanma, zamanı kullanmada sıkıntılar gibi farklı bulgular görülebilir.

DEHB:
1- Dikkat eksikliği belirgin tip
2- Hiperaktivite belirgin tip,
3- Her ikisinin birlikte görüldüğü tip olarak ayrılmaktadır. Bunu özellikle vurguluyorum çünkü aileler DEHB denince hepsinin bulunması gerektiği gibi bir düşünce içinde olabilmektedir.

DEHB'la birlikte görülebilen öğrenme bozukluğu, anksiyete bozuklukları, depresyon, davranım bozukluğu, karşıt olma karşı gelme bozukluğu, tik bozuklukları, depresyon gibi durumlarda değerlendirmede göz ardı edilmemelidir.

DEHB doğru bir şekilde tedavi edilmediğinde ileriki yaşlarda:
- Alkol gibi madde bağımlılıkları,
- Sigara kullanma,
- Başladığı işte sebat edememe (yani bir baltaya sap olamamak gibi),
- İlişkileri yürütmede zorlanma,
- Sık partner değiştirme,
- Kontrolsüz erken yaşta cinsel aktiviteler,
- Suça meyil gibi yaşamı olumsuz etkileyecek durumların görülme olasılığı normal popülasyona göre daha yüksektir.

DEHB tedavisinde doktor, aile ve öğretmen işbirliği çok önemlidir. Aileyi ve okulu bu bozukluğun ne olduğu hakkında mutlaka bilgilendirmek gerekmektedir. Aynı zamanda ev içinde, sosyal ortamlarda, okulda nasıl davranılacağı konusunda bilgi verilmelidir. Bunların yanında ilaç tedavisi aileye anlatılmalıdır. Çünkü aileler ilaç kullanımı konusunda medyada ya da sosyal hayatlarında duydukları haberlerden olumsuz etkilenmektedir. Kar zarar hesabı, ilacın etkileri, yan etkileri etraflıca konuşulmalıdır.

Yetişkinlik döneminde fark edilen DEHB olan bireylerde öncelikli tedavi ilaç tedavisidir. Bununla birlikte davranışçı destekler devam edilirse daha iyi sonuçlar alınmaktadır. DEHB tedavi edilebilen ama işbirliği gerektiren bir bozukluktur.

law home icon 05

MOXO TESTİ

MUAYENEHANE DE YAPILAN DEĞERLENDİRME VE TERAPİLER:
- KLİNİK DEĞERLENDİRMELER
- TANILARA YÖNELİK DEĞERLENDİRME ÖLÇEKLERİ
- ÖĞRENME BOZUKLUĞU BATARYALARI
- DİKKAT TESTLERİ
- DUYGUDURUM DEĞERLENDİRME ÖLÇEKLERİ
- ZİHİNSEL BECERİLERİ DEĞERLENDİRME
- OTİZM DEĞERLENDİRMESİ
- MOXO TESTİ
- AİLE GÖRÜŞMELERİ
-EMDR
- ŞEMA TERAPİ
- BİREYSEL GÖRÜŞMELER
- PSİKOTERAPİ
MOXO TESTİ

Sürekli Dikkat Testlerinden olan MOXO testi Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunun (DEHB) tanılanması aşamasında yardımcı bir testtir. Bilindiği gibi DEHB için tanıda yardımcı test uygulaması çok fazla değildir. MOXO testi DEHB tanısında klinik gözlemlerin eşliğinde tanılamada yardımcı olduğu gibi DEHB ' una eşlik eden anksiyete, depresyon gibi eş tanılar hakkında da bilgi verici özelliği ile son zamanlarda sık kullanılan bir test olmaya hak kazanmıştır. 6 yaş itibariyle bilgisayar üzerinden kişinin kendisinin yaptığı, okuma ve yazmanın gerekli olmadığı bir testtir. Test uygulaması 6-12 yaş için 15 dakika,13-65 yaş aralığı için 17 dakika sürmektedir. Testte görsel ve işitsel çeldiriciler ile gerçek yaşam deneyimi kullanılmaktadır. Yanlış tanıları azaltmak, eşlik eden diğer psikiyatrik durumlara ışık tutmak, doğru tanı ile doğru tedavi seçeneklerine ulaşmak için MOXO testini bir uzman olarak tavsiye etmekteyim.

law home icon 05

OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUK (TAKINTI HASTALIĞI)

Çocuklara yakıştıramadığımız bir hastalık grubu da psikiyatrik hastalıklardır. Oysa günümüzde çocukların da psikiyatrik sorunlarının olduğu ve tedavilere ihtiyaçlarının olduğu gittikçe artan Çocuk Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları alanında uzman ihtiyacının artışıyla da değerlendirilebilir.

Düzenli, kontrolcü, her şeyi sırasıyla yapan, kesin kuralları olan, yaşından daha olgun gibi davranan çocuklar aileler için mutluluk verici olabilir. Çocuklukta bazı törensel alışkanlıklar vardı, yatma saatinde hazırlık, okul saatinde hazırlık, ders çalışmaya hazırlık, yemek için hazırlık vs. gibi. Bunlar belli bir ölçüye kadar normal olan durumlar olarak kabul edilebilir. Fakat bu rutinlerde aksamalar, düzeninde değişiklikler olduğunda gerginlik, kaygı, huzursuzluk, hırçınlık gibi şeyler yaşıyorsa çocuk, bu dikkate alınmalıdır.

Birçoğumuzun günlük rutinleri yani sıralı yaptıkları eylemleri vardır (evden çıkmadan kapı, ocak kontrolü, kapıyı kilitlemede kontroller, çantanın içini birkaç kez kontrol etme vs. gibi). Bu normal, işlevselliği yani hayatın akışını bozmayan bir durumdur. Ne zaman ki bu rutinler zorunlu aynı sırayla yapılmaya başlar ve olmadığında yoğun endişe, kötü bir şey olacağı düşüncesi, gidilecek yere geç kalmalar, kontrollerde artmalar yaşanırsa artık takıntılı davranış olduğu düşünülebilir.

Akla gelen, akıldan uzaklaştırmak mümkün olmayan olumsuz düşünceler veya düşlemlere obsesif yani takıntılı düşünce denir( anne babaya kötü bir şey olacak, annem beni okulda unutacak, ben kötü bir çocuğum vs. gibi). Bu düşüncelerden kurtulmak için yapılan tekrarlayıcı takıntılı davranışlara da kompülsyon yani takıntılı davranış denir ( sık el yıkama, aynı soruyu defalarca sorma, belli bir yere sayarak dokunma, sık sık kontrol vs. gibi). Bunlar Tik ya da Tekrarlayıcı Davranış değildir. Yapılmadığında kişide endişe, korku, sıkıntı yaratan davranışlardır.

''9 yaşında erkek çocuk, 5 aylık kız kardeşini sürekli rüyasında yatağından düşmüş görüyor. Bunun için de uyanıp kardeşini sürekli kontrol ediyor. Zamanla okuldayken bile kardeşine bir şey olacak kaygısıyla evi aratıyor ya da annesinin kardeşiyle okula gelmesini istiyor.'' İşte bu durum çocuğun günlük yaşamını artık olumsuz etkilemeye başlamıştır. Uyku, beslenme, okul devamı, ders çalışma, arkadaşlarıyla vakit geçirme gibi işlevsellikleri belirgin bozulmuştur.

''7 yaşında kız çocuğu, boğazına sürekli bir şeylerin takılacağı ve nefes alamayacağı kaygısıyla annesine yutamazsam ölmem değil mi gibi sık sık onaylatıcı sorular sormakta. Bu durum onaylandığı halde su bile içerken boğulacağım korkusuyla, yemek içmek gibi eylemlerde bozulmalar ve nefes almakta zorlanmalar yaşamaktadır.'' Bu durum aile içi ve okulda belirgin sıkıntılar ve hatta çocuğun tüm yaşam alanını olumsuz etkilemektedir.

Bunun gibi birçok takıntılı düşünce ve davranış örneği verilebilir. Bu durumda iyi bir hastalık öyküsü, aile öyküsü, duruma karşı aile tutumları değerlendirmesi yapmak önemlidir. Çünkü OKB uzun soluklu ve özellikle çocuklarda sinsi başlangıçlı bir bozukluktur. Takıntılı, kontrolcü, kaygılı aile tutumları tetikleyici olabilmektedir. Bunun yanında eşlik eden Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukuluğu,Tik Bozuklukları, Davranış Bozuklukları gibi başka psikiyatrik sorunlar olabileceği de akılda bulundurulmalıdır.

OKB tedavisi yetişkinlerde olduğu gibi değerlendirilip tedavi edilmektedir. Erken başlangıçlı takıntılı durumlar tedavi edilmediği takdirde yetişkinlik döneminde belirgin sorunlara yol açabilmektedir. Öncelikle hastalık hakkında çocuğa ve aileye bilgi verilmesi, tedavinin uzun soluklu olacağı, zaman zaman belirtilerde alevlenmeler olabileceği, aile tutumlarının önemi anlatılmalıdır. İlaç tedavisi ve davranışçı terapi yöntemleriyle tedavinin ayrıntıları konuşulmalıdır.

Çözüm işbirliğine dayanmaktadır. Hekim, çocuk, aile ve yakın çevre bireylerinin işbirliği yapmasının önemi mutlaka konuşulmalıdır.
law home icon 05

OTİZM (OTİSTİK SPEKTRUM BOZUKLUKLARI) (OSB)

Belirtileri 3 yaş öncesinde başlayan sosyal ve iletişim alanında yetersizlikler ya da kısıtlılıklar, tekrarlayıcı davranışlar ve sınırlı ilgi alanları belirtileriyle kendisini gösteren bir bozukluktur. Genel olarak Otizm olarak bilinse de aslında geniş bir yelpazeye yayılmış bir spektrumdur.

OSB nöro-gelişimsel bir bozukluktur. Belirtileri erken çocukluk çağında başlamaktadır. Daha önceleri nadir olduğu belirtilse de günümüzde son çalışmalar daha yaygın olduğunu göstermektedir. Prevalansın yani yaygınlığın artışında bozukluk hakkında çocuk psikiyatrisi dışında diğer branş hekimlerinin ve ailelerin farkındalığının artması da rol oynamaktadır.

OSB da etiyoloji yani neden oluştuğuna yönelik halen yoğun çalışmalar sürmektedir. Tek bir nedeni yoktur. Genetik, çevresel faktörleriler, anne yaşı ve bazı vitamin eksikliklerinin neden olabileceği yönünde araştırmalar mevcuttur. Beyin gelişimine yönelik araştırmalarda özellikle dikkat ve yürütücü işlevlerden sorumlu frontal lob, sosyal davranış ve duygulanımla ilgili amigdala ve dil gelişimi ile ilgili temporal lob üzerine detaylı araştırmalarda devam etmektedir. Onun için OSB tek bir sebepten oluşmadığı için bir yaygın gelişimsel bozukluktur.

OSB Tanı

Tanı da biyolojik bir tanılama markırı yoktur. Tanı klinik değerlendirme ve davranışsal özelliklerin takibiyle konulmaktadır. Uygun çocuklarda psikometrik incelemeler yapılabilir. Evde veya sosyal ortamda çekilen videolar tanılamada işe yarmaktadır. Gerekli görülürse işitme testi ve nörolojik inceleme uygun olabilir. 2 yaş altındaki çocuklarda pek çok belirti görülebilir ve değerlendirilebilir.1 yaştan küçük çocuklarda klinik gözlem ile sosyal iletişim yetersizliği izlenebilir ve bu çocuklar RİSKLİ ÇOCUK olarak kayıt altına alınmalıdır.

OSB Belirtileri:

Büyük bir kısmında belirtiler 13-14 aylık iken görülür. Bir kısmında gelişim normal iken 1-2 yaş aralığında gerilemeler başlamaktadır.

1 YAŞINA KADAR OLAN GRUPTA:
- Bıgıldama ya da ses çeşitliliği azdır,
- Kendisiyle ilgilenen ya da konuşana ilgisizlik vardır,
- Bakım verenin gitmesi ya da seslenmesine tepkisizdir,
- Uyku sorunları, anormal seste ağlamalar,
- Beslenmeye direnç ya da emzirirken iletişim kurulamaması gibi belirtiler görülebilir.
GENEL OLARAK BELİRTİLER:
-Göz kontağında kısıtlılık,
-Adını seslendiğinizde bakamama,
-Konuştuğunuzda yüzünüze bakmaz etkileşime girmez,
-Sosyal olarak tepki verme gülümseme olmayışı,
-Oyuncaklarla amaca yönelik oynamama,
-Yaşı düzeyinde ifade ve alıcı dilde gerilikler,
-Kendine ait bir dil geliştirme,
-Monoton bir dil,
-Empati eksikliği,
-Duyguları anlama ve yorumlamada yetersizlikler,
-İsteneni göstermeme, kendi isteklerini ebeveyni götürüp onun eliyle gösterme,
-Duygu paylaşımı ya da sevdiği nesne paylaşımının olmaması,
-Tekrarlayıcı davranışlar(stereotipiler) (kendi etrafında dönme, el burma, bir nesneyle saatlerce uğraşma gibi),
-Kısıtlı ilgi alanları (arabalar, haritalar, tv, klipler gibi),
-Gevşek hipotonik olabilir,
-Motor gelişimde gerilik görülebilir,
-Dokunma gibi uyaranlara yanıtsızlık olabilir,
-Uyku ve beslenme sorunları gelişebilir,
-Taklit becerileri yoktur.

OSB da erken tanı çok önemlidir. Bu belirtilerden bir kaçı çocuğunuzda var ise mutlaka profesyonel bir destek almanız uygundur. Çevrenin size 'daha küçük, büyüyecek, babası da böyleydi' gibi söylemlerini çok önemsememenizi tavsiye ederim. Durumu kabullenmek kolay olmasa da erken tanı ve tedavi çok önemli.

TEDAVİ:
- Öncelikle aile, bakım verenler OSB hakkında ve tedavide ki rolleri hakkında iyi bilgilendirilmeleri gereklidir.
- Temel tedavi seçeneği özel eğitimdir. Özel eğitimi bu konuda eğitimi olan eğitimcilerden almaları gerektiği belirtilmelidir.
- 2 yaş altında çocuklarda daha çok ebeveyn eğitimi ve sosyal-duygusal gelişim eğitimi uygundur.
- Daha büyük yaşta eğitim içeriği çocuğun yaş ve bilişsel gelişimine göre düzenlenmelidir.
- Zaman zaman ek tanılar için Dikkat Eksikliği, Anksiyete bulguları, Davranış Sorunları, Uyku sorunları için ilaç tedavisi önerilebilir.

Tedavi de zihinsel performansı iyi olan çocuklar daha hızlı yol kat etmektedir. Tedavinin ne kadar süreceği çocuğun öğrenme kapasitesi, zihinsel gelişimi, ifade dilinde kelime kullanımı, sosyal ve aile desteğinin iyi olmasıyla ilgilidir. Kimi çocukta 1-2 yıl, kimisinde daha uzun sürebilir.

Ergenlik döneminde zihinsel becerisi iyi olan OSB’lu çocuklar durumlarını farklılıklarını görebildikleri için çeşitli sorunlar yaşayabilirler. Bu dönemde tıbbi destek gerekli olabilir. Performansı iyi olmayan çocuklarda ergenlik döneminde yoğun öfke nöbetleri, cinsel davranış sorunları, fiziksel zarar verme gibi problemler daha belirgin olabilir.

Tedavi multi-disipliner bir yaklaşımla düzenlenmeli. Takip eden doktor ile belirli aralıklarda çocuğun gelişimi ve sorun olan alanlar gözden geçirilmelidir.

Alternatif diye sunulan diyet tedavileri, hiperbarik oksijen tedavisi, ağır metalden arındırma tedavisi, nörofeedback gibi tedavilerin OSB da etkin olduğunu gösteren bilimsel çalışmalar olmadığını da özellikle belirtmek isterim.

law home icon 05

ÖZGÜL ÖĞRENME BOZUKLUĞU (ÖÖB)

Öğrenme kavramı sadece akademik anlamda bilgi kazanımı olarak görülmemelidir. Öğrenme yaşam boyu süren bir kavramdır. Öğrenme sürecinde uyaran yeterliliği, çocukla beceri kazanımına yönelik ilgi, çocuğa ilgi alanları oluşturma, sosyal çevrenin uyarıcı etkileri, yetişkinlerin rol model özellikleri de önemlidir. Öğrenme süreçlerin çocuğun kişisel, sosyal ve psikolojik gelişimini önemli ölçüde etkilemektedir.

ÖÖB çocuğun öğrenme sürecinde bilgi kazanımı ve bilgiyi kullanımı alanlarında sorunlar olarak karşımıza çıkmaktadır.
- Çocuk yaşına uygun zeka düzeyinde,
- Herhangi bir fiziksel, duyusal sorunu yok,
- Daha önceden alınmış herhangi bir psikiyatrik tanısı yok buna rağmen akademik becerileri ve yaşamsal öğrenme becerileri beklenenin altında ise ÖÖB düşünülmelidir.

ÖÖB akademik alanda okuma bozukluğu (disleksi), yazma bozukluğu (disgrafi),matematik bozukluğu (diskalkuli) şeklinde görülebilir. Sadece biri ya da hepsi bir arada olarak da bulunabilir.

ÖÖB olan çocuklarda:
- Hareketlilik,
- Yavaşlık,
- Kendini ifade becerilerinde,
- Zamanı organize etme ve kullanmada,
- Sağ-sol tayininde,
- Sağ-sol el kullanımında karışıklıklar,
- Ders çalışma kalitesinde ve süresinde,
- Öğrendiklerini kullanma, organize etmede,
- Motor koordinasyonda ve algıda,
- Yön kavramı ve saat kavramının gelişiminde,
- Mekanı, mesafeleri anlamada,
- Mantık yürütmede,
- Dikkatte, belirgin olarak sorunlar görülmektedir.

Öğrenme becerilerindeki gerilikler çocukta çeşitli sosyal ve akademik sıkıntılara yol açmaktadır.

- Okula gitmek istememe,
- Ödevlerden kaçınma,
- Anlamakta zorlandığı için yavaş yapma,
- Arkadaş tutumları nedeniyle utanma, başarısız olma korkusu, mutsuzluk,
- Aile içindeki beklentileri karşılayamamaktan dolayı gergin, hırçın ya da içe dönük olma,
- Okula gitmemek için karın ağrısı, kusma gibi belirgin kaçınma davranışları,
- Ağır öfke nöbetleri,
- Uyku ve iştah bozuklukları,
- Kendisini ifade etmede zorlandığı için sosyal ilişkilerden kaçınma gibi durumlarda ikincil olarak belirtilere eşlik etmektedir.

Aynı zamanda çocuğun zekasında bir sorun olmadığı için durumunu fark edebildiği için depresyon, anksiyete bulguları da ÖÖB’na eşlik edebilir. Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, davranış bozuklukları da birlikte görülebilir.

ÖÖB bir zeka geriliği problemi değildir. Nöropsikiyatrik bir bozukluktur. Doğru ve erken tanı ile problemi aşmak ya da çocuğun becerilerini arttırmak mümkündür.

ÖÖB olan çocukların anne-babalarına ve öğretmenlerine çok iş düşmektedir. Çocuğun durumu uzman tarafından ebeveynlere iyi anlatılmalıdır. Tanı çocuğun klinik değerlendirmesi, zeka testi, çeşitli ÖÖB bataryalarının uygulanmasıyla konulmaktadır. Tanı alan çocuğun eşlik eden dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olup olmadığı da değerlendirilmelidir. Özel eğitim, psikoeğitim, ek tanılar var ise onların tedavisi ile takip edilmelidir.

Anne-babalar ve öğretmenler çocuğun eğitim sürecinde işbirlikçi olmalıdır.
- Özel eğitim sürecinde ilerlemeleri çok hızlı olarak beklemeyin,
- Çocuk umursamaz, gayretsiz görünürse onu teşvik edin,
- Bilgisayar vs. de iyi olması siz yanıltmasın,
- İstese yapar gibi bir yanılgıyla çocuğu zorlamayın,
- Çalışma ortamını birlikte düzenleyin,
- Çalışma süreçleri gergin geçiyorsa çocuğunuzla ders çalışmayın bu işi öğretmenlere bırakın,
- Çocuğunuz sadece akademik alanda sorun yaşamıyor bunu unutmayın, O'na zamanı kullanma, sosyal becerilerde neler yapılacağı konusunda destekleyici olun,
- Eğitimcilerden ve doktorundan siz neler yapabilirsiniz konusunda bilgiler alın,
- Eğitim ve tedavi sürecinde takipçi ve destekçi olun.

Çünkü ÖÖB zor bir durumdur. O'nu anlamak ve destek olmak en önemli adımdır.

law home icon 05

YIKICI DAVRANIŞ BOZUKLUKLARI

Bazı çocuklar toplumsal kurallara uymamak ve gerekeni yapmamak konusunda ısrarcı davranışlar sergileyebilir. Zaman zaman arkadaş sorunu yaşama, zarar verme, yalan söyleme, izinsiz bir şeyler alma, kurallara uymama, okuldan kaçma vs. gibi davranışlar birçok çocukta görülebilir. Bu davranışlar süreğen ve gittikçe sosyal uyumu bozacak düzeyde devam ettiği takdirde bir bozukluktan bahsedilebilir.

KARŞIT OLMA KARŞI GELME BOZUKLUĞU (KOKGB): Bu sorunu olan çocuklar yetişkinlerle tartışır, onların koyduğu kurallara uymaz, sürekli bir itiraz halindedir, büyüklerle tartışır, yüksek sesle konuşur hep kavga eder gibidir, çabuk öfkelenirler. Çocukların büyüklere karşı gelmesi, tartışması olağan bir durum olabilir. Fakat bu durum sürekli ve şiddetli ise, olaylar için başkalarını suçlama, kasıtlı başkalarını rahatsız etme, öfkeli ve kin dolu davranma şeklinde ise o zaman bu durum bir bozukluktur. KOKGB sıklıkla erkek çocuklarda görülmektedir.

DAVRANIŞ BOZUKLUĞU(DB): Daha ağır bir durum olarak kabul edilebilir. KOKGB'da kişi karşı gelir ve öfkelenir ama diğerlerinin sosyal ve özgür alanlarına müdahalesi sınırlıdır. DB'da kişi otoriteyi reddeder, sık sık tartışır, fiziksel saldırıda bulunur, kurallara uymaz, bilinçli olarak yalan söyleme, başkalarına zarar verme, hırsızlık, yangın çıkarma, evden okuldan kaçma, başkalarını zorla cinselliğe zorlama, tehdit, hayvanlara zarar verme, kanunla ilgili konularda erken yaşta sorunlar yaşama gibi belirtilerle karşımıza çıkar. Ve bu kişiler yaptıklarıyla yüzleştirildiklerinde utanma, mahcup olma, özür dileme gibi davranışlar sergilemezler. Verilen cezalardan ders alma, davranış düzeltme gibi olumlu sonuçlar alınamamaktadır. DB’da daha sıklıkla erkek çocuklarda aktif izlenir kız çocuklarında daha pasif bulgular vardır (yalan söyleme, dedikodu, kötüleme vs.) Bu bozukluk 5-6 yaş civarında başlamaktadır. Erken başlangıç kötü bir gidişata neden olmaktadır.18 yaşından sonra devam eden durumlarda Anti sosyal kişilik olarak adlandırılmaktadır.

Özellikle aile desteği olmayan ve tedavi almayan çocuklar ileriki yaşlarda suç potansiyeli yüksek bireyler olarak karşımıza çıkmaktadır.

NEDENLERİ NELERDİR:
- Eleştirici, katı, destekleyici olamayan aile tutumları,
- Ağır kurallar ve katı cezalar ile yetiştirme tutumu,
- İlgi göstermeyen ebeveyn tutumları,
- Kuralsız, başına buyruk yetiştirilme,
- Reddedici, ihmal edici tutumlar,
- Yuvaya bırakılmış çocuklar,
- Ev içi ihmal, şiddete maruz kalma,
- Sosyal çevrede benzer şekilde kabul gören yetişkinlerin olması,
- Bu tip davranışların sosyal ortamda kabul edilir olması,
- Ailede DB olan bireylerin bulunması,
- Ailede başka psikiyatrik tanıların bulunması,
- Madde kullanımı olan ebeveynlere sahip olma,
- Cinsel ya da fiziksel istismara maruz kalma gibi nedenler bu bozuklukların temelini atmaktadır.

Aynı zamanda: küçük yaşta geçirilen kafa travmaları, tedaviye dirençli epilepsi, zeka geriliği, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, öğrenme bozukluğu olan çocuklarda risk altındadır.

Genel olarak KOKGB ve DB olan kişilerde:
- Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu,
- Öğrenme bozukluğu,
- Konuşma bozuklukları,
- Zeka gerilikleri,
- Madde bağımlılığı,
- Distimik bozukluk,
- Kaygı bozuklukları,
- Disosiyatif bozukluklar birlikte görülebilir.
TANI:

Her zamanki gibi iyi bir öykü almak önemlidir. Aile yapısı, aile öyküsü, tıbbi geçmiş, sosyal yapı, ekonomik durum, ev içi tutumlar, okul ortamı ve okul gözlemleri önemlidir. Tıbbi geçmişte sorun varsa gerekli tetkikler yapılmalıdır. Akademik gelişimi, ilk konuşma yaşında gecikme vs. var ise psikometrik değerlendirmeler yapılmalıdır.

DAVRANIM BOZUKLUKLARININ TEDAVİSİ:
Çocukla kapasitesi doğrultusunda nasıl bir tedavi uygulanacağı konuşulmalıdır.
Doktor, aile, okul çevresi, sosyal çevreden yardım alınacak kişiler iş birliği içinde olmalıdır.
Çocuk kendi duygu ve düşüncelerini aktarma konusunda yeterli olmadığı için davranışçı yaklaşımlar işe yarayabilir.
Sosyal çevre ve aile içi düzenlemeler koruyucu önlemlerdir.
Kaygı, depresyon, dikkatsizlik gibi sorunlar için ilaç tedavisi düşünülebilir.
Uzun ve sabır gerektiren bir tedavi olacağı tedaviye katılacak herkese açıklanmalıdır.
law home icon 05

ZEKA GERİLİĞİ NEDİR?

Zeka geriliği; çocuğun kronolojik yaşına uygun, bilişsel düzeyde olmaması demektir. Yani çocuk yaşıyla uyumlu bilgi edinme, kendini ifade etme, beceri geliştirme, soyutsal gelişim, yargılama ve sonuca ulaşma gibi alanlarda belirgin sıkıntılıdır.

Zeka düzeyi çeşitli zeka testleri kullanılarak elde edilmektedir. Çocuğun yaşına, duyusal gelişimine uygun değerlendirme testleri ile değerlendirilir. IQ ( intelligence quotient) dediğimiz sayısal değer zeka bölümünü göstermektedir. 70 altında çıkan değerler zeka geriliği olarak kabul edilmektedir.

ZEKA GERİLİĞİNİN NEDENLERİ:
1- Gebelik dönemi: Down sendromu, fenilketonüri, genetik nedenler, doğum öncesi kötü ve yetersiz beslenme, annenin alkol ve sigara kullanımı, bulaşıcı hastalıklar ve toksik maddelere maruz kalma.
2- Doğum esnasında: Erken doğum, zor doğumlar, enfeksiyonlar özellikle menenjit, doğum sırasında kafa yaralanmaları, geç doğum.
3- Doğum sonrası: Ciddi enfeksiyonlar, yüksekten düşme, zehirlenmeler ve yetersiz beslenme kötü bakım, Epilepsi gibi nörolojik gibi nedenler sayılabilir.
ZEKA GERİLİKLERİNİN SINIFLANDIRILMASI:
HAFİF ZEKA GERİLİĞİ: 50-69 IQ seviyesinde olan zeka geriliğidir. Bu zeka geriliği eğitilebilir ve öğretilebilir zeka geriliğidir. Genelde akademik eğitim süreçlerinde tespit edilir. Onun öncesinde silik gelişimsel bulgular vardır. Rutin takip ve kontrolde olan gelişim değerlendirme testleri yapılan çocuklarda daha erken tanı konulabilir. Zeka geriliklerinin yaklaşık %80’nini bu grup oluşturmaktadır.
Bu bireylerde fiziksel gelişim olarak başka bir tıbbi sorun yok ise;
- Hareketleri normale yakındır,
- Günlük işlerini kendileri yapabilirler(yeme-içme, temiz giyinme gibi),
- Sosyal yaşamda ilişki kurma ve kendini ifade etmede zorlanabilirler,
- Akademik olarak gelişimi geç olur (okuma yazma, basit matematik becerileri gelişebilir),
- Soyut gelişimi geridir, daha çok somut olarak öğrenmektedirler,
- Yargılama, olayları analiz etme gibi beceriler geridir,
- Kendilerini koruma becerileri saldırganlık şeklinde olabilir, ya da bunu beceremeyebilirler,
- Dikkat, odaklanma iyi değildir,
- Zaman, yön, mekan kavramsal gelişimleri, oryantasyonları iyi değildir,
- Öğrendikleri şeyi geliştirme, süsleme becerileri iyi değildir,
- Akran ilişkilerinde sınırlı kalabilirler,
- Kendilerine verilen işleri tamamlamakta zorlanırlar, mümkün olduğunca işler bölünmüş şekilde verilmelidir,
- Sosyal olarak gelişimleri geridir, nezaket, görgü ya da toplumsal kuralları öğrenme ve uygulamada zorlanabilirler,
- Zorlanmalarda kolay pes edebilirler bu neden bir yetişkin motivasyonuna ihtiyaç duyabilirler,
- Kendilik algılarında zaman zaman durumlarından dolayı duygu durum bozuklukları yaşayabilirler.
ORTA ZEKA GERİLİĞİ:
35-49 IQ düzeyine orta zeka geriliği denilmektedir. Bu grup da daha çok öğretilebilir düzeydedir. Genelde okula başlamadan gelişim sürecinde yürüme, konuşma, diğer motor beceri gelişimlerinde sorunlar izlenmektedir. Bu grup akademik gelişim konusunda belirgin geridir. Günlük yaşam becerileri açısından öğretilebilir düzey olarak kabul edilmektedir. Zeka geriliklerinin yaklaşık %10-15 i bu gruptadır.
- Yürüme becerisi geç gelişir,
- Dil gelişiminde basit cümleler kurar,
- Hareket ve sosyal beceri gelişimi iyi değildir,
- Günlük bakım becerilerinde bir yetişkin desteklemelidir,
- Tanıdıkları çevrelerde kendi başlarına hareket edebilirler fakat yabancı çevrelerde korunma, kendini ifade etme gibi beceriler iyi olmadığı için kandırılmaya açıklardır,
- Akademik gelişimleri, erken tanı ve erken özel eğitimle kendine yetecek sözel, sayısal ve beceri gelişimini destekleyebilir,
- Bir iş edinme ve yaşamı kendi başına sürdürme becerileri çok mümkün değildir.
25-34 IQ Ağır Zeka Geriliği ve 25 altı Çok Ağır Zeka Geriliği olarak adlandırılır. Bu gruptaki çocuklarda belirtiler doğumdan sonra takipte ise erken fark edilir. Tüm gelişim alanları geridir. Her anlamda yaşaması için bir yetişkine bağımlıdır.
ZEKA GERİLİKLERİNDE TEDAVİ:

Zeka gerilikleri tamamen ortadan kaldırılan bir hastalık durumu değildir. Zeka geriliğinin tanımlanmasının ardından, test ve ölçekler yardımıyla çocuğun zihinsel işlevlerinin düzeyi belirlenmelidir. Ve böylece eğitilebilir ya da öğretilebilir düzeyi tespit edilmelidir. Psikolojik ve gelişimsel açıdan güçlü ve zayıf yönleri değerlendirilmeli, fiziksel yönden geriliklerinin nedenleri araştırılmalıdır. Tıbbi bir sorun var ise ona yönelik gerekli tedavi ve destek alınmalıdır. Aile ve çevresel şartlar araştırılmalıdır. Çünkü zeka geriliklerinde tedavi özel eğitimdir ve özel eğitim sürecinde aile ve sosyal çevre desteği ve bunların düzenlenmesi çok önemlidir. Dönemsel olarak çocuğun yaş dönemleri, farkındalıklıları nedeniyle psikiyatrik sorunlar yaşayabilir. Gerekli durumlarda özellikle ergenlikte saldırgan öfkeli, uyumsuz davranış sorunları için ilaç tedavileri kullanılabilir.



Danışmanlık Almak İster Misiniz ?
Randevu Alın!